büyük hayaller kurmak, onlarla yaşamak
başkasından duysak güleceğimiz şeylere inanmak
inandığımız geleceği aslında kimseye itiraf edememek
hiç çıkmayacağın rayları yol sanmak, durmakla gitmek seçimleri
ve raydan hiç çıkmamışların yol hikayelerini dinlemek
bir de geriye bakarken delirmek gibi sanki
senin olmayan, olmayacak şeyler için ağlamak
senin olanlarınsa üstüne basmak gibi hayat
sağlık için hastalıkların, dostlar için yalnızlıkların
sevgili için sevgisizliğin toplamı aslında hayat
bir de geriye bakarken delirmek gibi sanki
adam olmak için adamları ezmek, tevazuyla övünmek
ayıpladığının üzerinden akmasını izlemek
tutamadıklarının ne kadar kolay tutulduğunu görmek
isyanlarla tek şansız benim demek aslında hayat
bir de geriye bakarken delirmek gibi sanki
biliyorum nefes alıp vermek değil yalnızca
iz bırakmaya çalışırken izini kaybetmek
rüyalarla yaşamak ya da rüyaların arasında yaşamak
rüyalardan kalkıp, gerçeklere yatmak aslında hayat
delirdiğini delilere anlatmamak
bir de geriye bakarken delirmek gibi sanki
boşboğaz insanları sevmem.nerde ne konuşacaklarını bilmeyen insanlardan haz etmem.bir gün bana gelipte “bu kadar insanı güldürebiliyorken yanındayken iyi zaman geçirtebiliyorken neden sen hala içten gülmüyorsun?” diye soracaklarından çok fazla korkuyorum.çünkü ciddi manada gerçek aşkı yaşıyorum demeye ne cesaretim var ne de gelecek tepkilere dayanacak gücüm.
imkansız bir şeyi karşılık beklemeden sevmektir heralde gerçek aşk.en ufak bir detayla bile dağ gibi üstüne yığılmış özlemi giderebilmektir belkide. ya da sevdiğin insanın hala nefes aldığını bilmektir.acı çekmektir belkide kimbilir…ya da yersiz bir gururdur.
hoş bu cümlelerden sonra gerçek aşk nedir diye soracaklarında doğru cevabı vereceğimden de şüphe duymaya başladım da…neyse…
sözün özü; fazla gurur göte vurur… ne alakaysa…
yolunuz açık olsun şimdiden.bir başkasının hayalleri olma yolunda emin adımlarla ilerleyin.ilerleyin tamam ama bari bu son olsun.bir başkasının daha hayallerini yıkmayın.hiç kimse diğerleri kadar güçlü olmayabilir çünkü…
tamam kabul, belki biz o gün büyük hayallerimizi masanın üstüne bırakmış olabiliriz ama yeni hayaller kurarız…
biriniz gider,biriniz gelir elbet.n’olacak ki ?
n’olabilir ki ?
Koz kupa.
Suretini taşıyan aynaları kırmaktan tut da ağır kristal bardakları fondip yapmaya kadar her türlü galiz dışavurumu eyleme döktün. Çok ağır yenilgiler, çok bayağı klişeler içerindesin evlat. Şimdi sol eline bir altıpatlar geçse, sanıyorum ki ilk kurşunu çenene yollarsın. Çift haneli kilo kayıpları yaşarsın. Tükenmektesin evlat, göz göre göre erimektesin. Gözlerin güneşe yabancı, sakalların uzamış. Depresyon mikrobu taşıyan kocaman gözlü karasineklerle aynı yoldasın. Boşuna kitapları karıştırma, senin için kelam buyurmaz Zerdüşt. Küskün de olsan uyumalısın, peşinden gelmeyen uykuya inat.
Koz sinek.
Sepyayı sikmek istersin, tanırım seni. Düşen her bir yaprağı yakalayıp canını yakmak istersin. Ölüm kol gezer haber bültenlerinde, bu mevsimde göçer insanlar. Serin midir sıcak mıdır? Ah o muamma… Yazıklar olsun sana evlat. Sen göçemezsin bile, nefse teselli sökmez derler lakin her gece ışıkları hışımla kapatışın bir ölçüde nefsine horozlanmaktır, tanırım seni. Karayel’e, Lodos’a, her yağmur damlasına anlam yükleyenlerden değilsin sen ama ota boka yaftayı rahat çekersin, canına yandığımın evladı. Uyu hadi, ihtiyacın olduğundan değil başka alternatifin olmadığından uyu.
Koz maça.
Kafeini damardan bile alırım aga, diye yersiz şakaların başlar. Orada burada ‘zararlı’ sıfatı ile anılan her maddeye karşı bir sempatin var, istiyorsun ki seni aykırı bellesinler. Senin ananı bellemişler evlat, haberin yok. Senden bir milyon uyku önce devri değiştirdi kızıl kalpaklı adamlar, ideolojin batsın. Sen bugün ayakkabılarını değiştirdin, bir öncekinden birkaç ruble daha pahalı. Ruble ne? Okuduğun edebiyat da batsın. Gözünü seveyim yapma, baştan aşağı çakal, tepeden tırnağa sevimsizsin. Üryan uyusan da rahat edemezsin, bırak tenine değsin makasla kesmeye uğraştığın marka logoları. Paris’te ölebilirsin, Moskova diye bir kent olmasa demek? Ölemezsin evlat, uyu şimdi dizlerini karnına çekip.
Koz karo.
Korkarım ki en kötüsü budur evlat. Ağır ruh haline tezat olarak hücrelerin oynaktır, yavşaktır. Sen çok polen yutunca çok yalan söylersin, tanırım seni. Yazarsın, çizersin, üretirsin azmış gibi. Daha çok çeyrek saatler beklersin, sağ ol var ol Andy Warhol. Sonrasında yazmak için sifonu çekip uzun uzun boka bakarsın, işte sen bu kadar sığ bir adamsın evlat. Bokundan medet uman, bok gibi bir uykuya daha dalan.
Gaziantep(2009)
önce lafa bakarım laf mı diye, sonra sağa bakar sola bakar sonra tekrar sağa bakar karşıya geçerim.
acımasız ve bi’ o kadar da merhametsizdir.kullarını yarattıktan sonra hayatlarında gelişen olaylara karşı nasıl dirençsiz kaldığını seyredecek kadarda egoisttir.
yargının bağımsız(!) olduğu biricik ülkemizde YGSdeki şifre iddialarına karşın ilk açıklamayı yapan savcıda tatmin olduğunu bildirdi.Sabri Sarıoğlundan bir üçlü bekliyoruz. ooooooooo şşşşşşşşşş 1-2-3